AİHM’E BAŞVURU NEDİR?
AİHM’E BAŞVURU, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne üye olan ülkeler ve bireylerce iç hukuk yollarının tüketilmesi durumunda yapılan başvurudur.
AİHM’E BAŞVURU KİMLER TARAFINDAN YAPILABİLİR?
AİHM’E BAŞVURU, bir taraf devletin başka bir taraf devleti sözleşme hükümlerinden birini çiğnediği iddiasıyla AİHM’e yaptığı başvuru yani şikâyet devlet başvurusu şeklinde nitelenirken; bireyin aynı iddia ile yaptığı başvuru da bireysel başvuru şeklinde nitelendirilmektedir.
Devletin AİHM’e başvurusunda somut bir menfaatin varlığını aramaya gerek yoktur. Devletin AİHM başvuruları, genel ve somut uygulamalar ve belli mevzuat konusunda olabileceği gibi kişileri koruma amacıyla da olabilmektedir.
Bireyin AİHM’e başvurusu ile bireye devleti şikâyet edebilme yetkisi tanınmıştır. AİHM’e başvuru için olağan tüm iç hukuk yollarının tüketilmesi beklenmektedir. Yani iç başvuru yolları tüketilinceye kadar ortada bir ihlal yoktur. Biz burada bireyin AİHM’E başvurusunu ele alacağız.
AİHM’E BAŞVURU KRİTERLERİ BİREYSEL ŞİKÂYETTE NELERDİR?
AİHM’e başvuruda öncelikle bireyin mağdur olduğu işlemden bizzat etkilenmesi gerekmektedir. Diğer kriterimiz ise, menfaatin doğrudan olması gerektiğidir. Gerçek mağdurun ölüm veya başka nedenlerle başvurusunu bizzat yapamadığı durumlarda anne, baba, kardeş vb. yakınlarının hem iddia konusunu doğrudan mağdur olan adına hem de ihlalin kendilerini de mağdur ettiği gerekçesiyle başvurabilmektedirler. Aynı şekilde yakınları ölen kişi yerine davayı sürdürebilmektedirler. Bir diğer kriterimiz, menfaatin doğmuş ve güncel olmasıdır. Yani başvurunun incelenmesi sürecinde de ihlal devam etmelidir.
AİHM’E BAŞVURU DURUMUNDA” İÇ HUKUK YOLUNU TÜKETMEK “ NE DEMEKTİR?
İç başvuru yolları, genel olarak 3 kümededir. Bunlar yargısal, yönetsel ve siyasaldır. Yargısal olarak bakıldığında; ilk derece mahkemesinden karar alma her zaman yeterli değildir. İç hukuk, İstinaf, Temyiz veya Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yollarının da tüketilmesini gerektiriyorsa bu yollar da tüketilmelidir. Yasa ile belli konuda özel bir iç hukuk yolu öngörülmüş ise bu yolun da tüketilmesi gerekir. Yetkisiz ya da görevsiz bir mahkemeye başvurma ya da süre geçirildikten sonra yapılan başvurular, iç hukuk yolunun tüketilmiş olması açısından geçersizdir.
AİHM’E BAŞVURU KİME KARŞI YAPILABİLİR?
AİHM’E BAŞVURU, Sözleşme’yi çiğnediği ileri sürülen Avrupa Konseyi üyesi sözleşen devlete karşı yapılır. Özel kişilere yani bireyden bireye karşı yapılamaz. Fakat ihlal, birey aracılığıyla devlete yüklenebiliyorsa devlet aleyhine şikâyette bulunulabilecektir.
AİHM’E BAŞVURU SÜRESİ NEDİR?
AİHM’E BAŞVURU yoluna Sözleşme’nin kapsamı için giren hak ve özgürlükleri çiğnenen kişi, iç hukuk yollarını tüketen son kararın alındığı tarihten itibaren altı(6) ay içinde Strasbourg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidebilecektir. Mahkeme’nin hükmedebileceği müeyyide devleti tazminat ödemeye hükmetmek olacaktır.
KARAR ÖRNEKLERİ
-1-
Nimet Bacaklılar kararında başvuran tarafından trafik kazası geçiren oğlu M.B.’nin tıbbi hata neticesinde hayatını kaybettiği gerekçesiyle açılan dava, AİHM tarafından iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
“…Başvuran, oğlunun ölüm koşullarının Sözleşme’yi ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Hükümet, bu iddiayı reddetmekte ve Mahkeme’yi özellikle iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin, yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönü bakımından incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın yerel mahkemelerde tazminat davaları açtığını tespit etmektedir. Bu davalar, başvurana, suçlanan sağlık personellerinin olası sorumluluğunun tespit edilmesine ve gerektiğinde tazminat elde edilmesine imkân sağlayacak niteliktedir. Bu davalar ulusal mahkemelerde derdesttir. Mahkeme ayrıca, Manisa Devlet Hastanesi’nde görevli beş hâkim hakkında ceza davası açıldığını kaydetmektedir; Mahkeme bununla birlikte, bu davanın da derdest olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla, yukarıda ifade edilenleri göz önünde bulundurarak, Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin, davaya ilişkin koşullarda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanısına varmaktadır. Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle, Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir”.
-2-
19 Mayıs 2016 tarihli Çobanoğlu kararında oğlunun askerde ölmesinin intihar değil cinayet olduğunu iddia eden başvurucunun başvurusu, AİHM tarafından 6 aylık süre aşımı nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
“….Somut olayda Mahkeme, başvuranın oğlunun ölümü hakkında resen ceza soruşturması açıldığını ve soruşturma sonucunda 28 Şubat 2005 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini tespit etmektedir. Ek adli bilginin alınması sonucunda, başvuranın bu karara karşı yaptığı itiraz, Askeri Mahkeme’nin 8 Haziran 2006 tarihli kararıyla reddedilmiştir. 8 Haziran 2006 tarihli bu karar, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında altı aylık sürenin başlangıç noktasını teşkil etmektedir. 1 Aralık 2006 tarihinde başvuran tarafından Askeri Cumhuriyet Savcılığı’na sunulan, dava hakkında yeniden soruşturma açılması yönündeki talebin, altı aylık sürenin seyri üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Gerçekte, bu tür bir talebi sunabilme imkânı, herhangi bir süre sınırına tabi tutulmamaktadır. Bu talep, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında genel olarak etkin bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyen, yargılamanın yenilenmesi talebiyle doğası gereği bir tutulmaktadır (bk., Williams kararı). Mahkeme, somut olayda başka bir sonuca varılmasını sağlayacak nitelikte özel herhangi bir koşul tespit etmemektedir. Mahkeme, başvuranın, oğlunun ölümünü çevreleyen koşulların yeniden aydınlatılmasına imkan verecek, yeniden soruşturma yapma yükümlülüğünü ortaya çıkaracak ve dolayısıyla, yeni bir altı aylık sürenin işlemesini sağlayacak nitelikte herhangi bir unsur sunmadığını saptamaktadır. Başvurunun geç sunulduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle, Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir”.
